Parmaklarımın klavyenin üstünde tıkır tıkır gezindiği günleri
özledim. Herkes uyunca insan daha iyi anlıyor yalnızlığını. Düşünmeye daha çok
zaman kalıyor kendini tanımaya da. İkinci öğretim okuyan biri olarak gecenin
tadını bilenlerdenim. Ve özlüyorum. Çalışma hayatı denilen müessese ile
tanışınca o kadar kolay olmuyor. Ne kolayı hiç olmuyor. Bugün cuma olmasa şu an
kaçıncı rüyamı görüyor olurdum kim bilir. Yarın iki özel ders bir doktor
randevusu olsa da yazmakta ısrarlıyım.
Niye bu kadar uzun ara vermişim
hiç anlamıyorum. Bu benim kendim için yapabileceğim en kıymetli şeylerden birisi.
Bazen çok sevdiğiniz birisi olur güzel zaman geçirirsiniz sonra ayrılırsınız
ama unutmazsınız ya. Ara ara aklınıza gelir bazen burnunuzun direği sızlar. Yazmak
da benim için öyle. Okumaya ara vermedim belki ama yazmak emek zaman isteyen
bir iş. Zamanı bu zamanmış diyelim.
Doktor demişken doktorum tüp bebek
dedi. Nokta. Rahatladım desem kimse inanmaz belki. Sadece benzer süreçlerden
geçenler belki. Belirsizlik öyle yorucu ki. Yüzüne bakmayan doktorların
suratlarındaki belirsizlik. Sadece bir robota ne yapacağını söyleyen bir
makineye davranır gibi davranan asistanların ne yapacaklarını kendilerinin de
bilmemesindeki belirsizlik. O yüzden doktorum tüp bebek deyince sevindim. Beni
uğraştırmadığı için. Ne kadar uzun zor olsa da bir yola girmek o yolda
güvenebileceğin birinin yanında olması güzel. Ne zaman olacak ne zaman olacak
diyorum sonra şu söz geliyor aklıma herkes kendi zamanında yaşar. Şu an sahip
olduğu en kıymetli şey anın. Biraz sonra bu bilgisayar gene önümde olacak,
battaniye dizlerimde ama ‘an’ım gitti gidiyor. O yüzden evet çok klişe ama anın
tadını çıkar. Yolda olmaktan vazgeçme pes etme ama öğrendiklerinle mutlu ol. Yeter
dediğinde yolun sonunun da bir o kadar yakın olduğunu unutma. Bu yazıyı ben çok
güzel adam ederim de acemilik üstümde bir de yorgunluk bir de uykusuzluk. Şimdilik
böyle kalsın.
Dediğim tarih 14 aralık. İşte böyle tembelim.
Dediğim tarih 14 aralık. İşte böyle tembelim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder