25 Aralık 2018 Salı

Gönül...

Parmaklarımın klavyenin üstünde tıkır tıkır gezindiği günleri özledim. Herkes uyunca insan daha iyi anlıyor yalnızlığını. Düşünmeye daha çok zaman kalıyor kendini tanımaya da. İkinci öğretim okuyan biri olarak gecenin tadını bilenlerdenim. Ve özlüyorum. Çalışma hayatı denilen müessese ile tanışınca o kadar kolay olmuyor. Ne kolayı hiç olmuyor. Bugün cuma olmasa şu an kaçıncı rüyamı görüyor olurdum kim bilir. Yarın iki özel ders bir doktor randevusu olsa da yazmakta ısrarlıyım.

Niye bu kadar uzun ara vermişim hiç anlamıyorum. Bu benim kendim için yapabileceğim en kıymetli şeylerden birisi. Bazen çok sevdiğiniz birisi olur güzel zaman geçirirsiniz sonra ayrılırsınız ama unutmazsınız ya. Ara ara aklınıza gelir bazen burnunuzun direği sızlar. Yazmak da benim için öyle. Okumaya ara vermedim belki ama yazmak emek zaman isteyen bir iş. Zamanı bu zamanmış diyelim.


Doktor demişken doktorum tüp bebek dedi. Nokta. Rahatladım desem kimse inanmaz belki. Sadece benzer süreçlerden geçenler belki. Belirsizlik öyle yorucu ki. Yüzüne bakmayan doktorların suratlarındaki belirsizlik. Sadece bir robota ne yapacağını söyleyen bir makineye davranır gibi davranan asistanların ne yapacaklarını kendilerinin de bilmemesindeki belirsizlik. O yüzden doktorum tüp bebek deyince sevindim. Beni uğraştırmadığı için. Ne kadar uzun zor olsa da bir yola girmek o yolda güvenebileceğin birinin yanında olması güzel. Ne zaman olacak ne zaman olacak diyorum sonra şu söz geliyor aklıma herkes kendi zamanında yaşar. Şu an sahip olduğu en kıymetli şey anın. Biraz sonra bu bilgisayar gene önümde olacak, battaniye dizlerimde ama ‘an’ım gitti gidiyor. O yüzden evet çok klişe ama anın tadını çıkar. Yolda olmaktan vazgeçme pes etme ama öğrendiklerinle mutlu ol. Yeter dediğinde yolun sonunun da bir o kadar yakın olduğunu unutma. Bu yazıyı ben çok güzel adam ederim de acemilik üstümde bir de yorgunluk bir  de uykusuzluk. Şimdilik böyle kalsın.

Dediğim tarih 14 aralık. İşte böyle tembelim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder